Hayatın karmaşası, bitmek bilmeyen hırslar ve geleceğe dair duyulan o derin kaygı dalgası ruhumuzu her sıkıştırdığında, modern dünya bize mutluluğu hep daha fazlasına sahip olmakta aramamızı söyler. Oysa yüzyıllar öncesinden, Atina’daki o meşhur “Bahçe”den yükselen dingin bir ses, bizi bambaşka bir hakikatle yüzleştirir. Epikür ve onun izinden gidenlerin kurduğu Epikürcülük, çoğunlukla kulaktan kulağa yayılırken çılgınca bir eğlence ve sınırsız bir tüketim felsefesi gibi yanlış anlaşılsa da, aslında insanlık tarihinin gördüğü en rafine, en sakin ve en samimi huzur arayışlarından biridir. Bu felsefe bize mutlu olmak için dünyayı fethetmeye gerek olmadığını, sadece zihnimizi gereksiz arzulardan arındırmanın yettiğini fısıldar.
Epikürcü bilgeliğin temel amacı “ataraxia” yani ruh dinginliğine ve kaygısızlık durumuna ulaşmaktır. Epikür’e göre insanın mutsuzluğunun arkasında iki büyük korku yatar: Tanrı korkusu ve ölüm korkusu. Bu korkuları aşmak için o dönem atomcu felsefeyi benimseyen Epikür, evrenin mekanik bir işleyişi olduğunu ve ölüm geldiğinde bizim zaten olmayacağımızı, biz varken de ölümün olmadığını söyleyerek zihni bu görünmez prangalardan kurtarır. Ölümün bir son değil, sadece atomların dağılması olduğunu kabul etmek, insanı anlamsız bir gelecek kaygısından özgürleştirir ve yüzünü tam da şu anın kıymetine, yaşama sevincine dönmesini sağlar.
Bu düşünce okulunda “haz” en yüksek iyidir, ancak bu haz kavramı modern insanın zihnindeki şatafatlı sahnelerden çok uzaktır. Epikürcülükte haz, acının yokluğudur. Vücudun aç olmaması, susuz olmaması ve zihnin güvende hissetmesi en büyük haz kaynağıdır. Arzuları doğal ve zorunlu olanlar (yemek, içmek, barınmak), doğal olup zorunlu olmayanlar (lüks yemekler, cinsellik) ve ne doğal ne de zorunlu olanlar (şan, şöhret, güç) olarak ayıran bu felsefe, bizi sadece ilk gruptakilerle yetinebilme olgunluğuna çağırır. Bir parça ekmek, biraz temiz su ve zihni dinlendiren bir sohbet, bir insanın mutluluğu için fazlasıyla yeterlidir. Çünkü hırsla beslenen her arzu, beraberinde hayal kırıklığı ve huzursuzluk getirir.
Bugün her şeyin hızla tüketildiği, her an bir yerlere yetişmek zorunda hissettiğimiz ve sanal vitrinlerde sürekli sahte ihtiyaçların üretildiği modern çağda, Epikürcü yaşam felsefesi adeta şifalı bir vaha gibidir. Bize en büyük zenginliğin ruhu besleyen dostluklar kurmak, doğayla bağları koparmamak ve sadeleşmek olduğunu hatırlatır. Rekabetin ve gürültünün uzağında, kendi küçük “bahçemizde” sevdiklerimizle paylaşacağımız samimi bir an, dünyanın tüm geçici başarılarından ve unvanlarından çok daha gerçektir. Epikürcülük, hayatı bir yarış olarak görmeyi bırakıp, var olmanın o en yalın ve saf neşesini her nefeste yeniden hissetme sanatıdır.