Kirene Okulu ve Anın Mutlak Egemenliği: Saf Haz felsefesi

Hayat boyu hep bir şeylerin hazırlığı içindeyizdir; okul bitsin diye bekleriz, iş hayatında bir yerlere gelmeye çalışırız, emeklilik hayalleri kurarız ve mutluluğu hep o ulaşılması zor, sisli geleceğe fatura ederiz. Toplum bize sürekli sabretmeyi, kendimizi dizginlemeyi ve bugünü gelecek adına feda etmeyi öğütler. Tam bu bitmek bilmeyen erteleme döngüsünün tam ortasında, Antik Yunan’ın güneşli kıyılarından, Kuzey Afrika’nın Kirene kentinden sarsıcı, hırçın ve ezber bozan bir ses yükselir. Sokrates’in en aykırı öğrencisi Aristippos tarafından kurulan Kirene Okulu, zihnimize biriken tüm o yarın kaygılarını tek bir hamlede silip atarak bizi sarsıcı bir gerçekle yüzleştirir: Yaşadığın o tek an dışında elinde hiçbir şey yok, öyleyse neden onun tadını çıkarmıyorsun?

Kirene felsefesinin kalbi, haz kavramının en çıplak ve doğrudan savunulmasıyla atar. Onlar için haz, felsefi teorilerin arkasına gizlenmiş soyut bir zihin sakinliği ya da sadece acının yokluğu değildir; tam aksine, şu an deneyimlenen, hissedilen, canlı ve olumlu bir içsel coşku halidir. Aristippos, geçmişin artık yok olduğunu, geleceğin ise henüz gelmediğini ve belki de hiç gelmeyeceğini büyük bir dürüstlükle savunur. Elimizde tutabildiğimiz, üzerinde hak iddia edebileceğimiz tek mülkiyet şu an içinde bulunduğumuz saniyedir. Bu yüzden bu okul, insanı geçmişin pişmanlıklarıyla yıpranmaktan ve geleceğin belirsiz korkularıyla felç olmaktan kurtaran, yüzünü tamamen şimdiki zamanın neşesine dönen son derece samimi bir manifestodur.

Bu okulun epistemolojisi, yani bilgiye bakışı da bu katı “an” merkezli duruşu destekler. Kirenelilere göre dış dünyanın ne olduğunu, nesnelerin kendi başlarına nasıl bir yapıya sahip olduğunu asla tam olarak bilemeyiz. Bizim tek bildiğimiz şey, o nesnelerin bizim üzerimizde bıraktığı izlenimler, hissettirdiği duyumlardır. Eğer bir şey bize o an iyi hissettiriyorsa, o şey bizim için iyidir ve hakikattir. Bu radikal öznellik, insanı başkalarının dikte ettiği sahte doğrulardan, toplumsal ahlakın getirdiği yapay baskılardan özgürleştirir. Erdem, hayata küsmek ya da hazlardan kaçmak değil, o hazların içinde boğulmadan, onların kölesi olmadan tadını çıkarabilme becerisidir. Aristippos’un o meşhur duruşunda özetlendiği gibi: “Ben hazlara sahibim, hazlar bana değil.”

Bugün başarının, performansın ve sürekli geleceğe yatırım yapmanın kutsandığı modern dünyada, Kirene Okulu’nun bu cesur felsefesi adeta şok etkisi yaratan bir uyarıcı gibidir. Hayatı bir görevler listesi gibi yaşamaktan yorulan zihnimize, var olmanın, hissetmenin ve neşenin asıl değer olduğunu hatırlatır. Kirene felsefesi bizi körü körüne bir sorumsuzluğa değil, hayatın kırılganlığının farkında olan rafine bir farkındalığa davet eder. Her saniyenin, her nefesin, dostlarla paylaşılan her sofranın ve alınan her keyfin değerini o anın içindeyken tam anlamıyla idrak etmek, dünyanın tüm sahte başarı öykülerine karşı geliştirilebilecek en dürüst ve en samimi insani başkaldırıdır.

Yorum yapın