Septisizm ve Zihni Özgürleştiren O Asil Şüphe

Doğduğumuz andan itibaren etrafımız kesin doğrularla, sorgulanması teklif dahi edilemeyen kurallarla ve herkesin üzerinde uzlaştığı büyük anlatılarla kuşatılır. Toplum, kültür ve hatta kendi duyularımız bile bize dünyanın tam da göründüğü gibi olduğunu ısrarla dayatır. Ancak felsefenin o en sarsıcı, en dürüst limanlarından biri olan Septisizm, tam bu kesinlik sarhoşluğunun ortasında kulağımıza o meşhur soruyu fısıldar: Ya her şey bir yanılsamadan ibaretse ve biz aslında hiçbir şeyi tam olarak bilemiyorsak? Pyrrhon’dan Sextus Empiricus’a uzanan bu şüpheci gelenek, zihnimizi dogmaların konforlu ama uyuşturucu hapishanesinden çıkarıp, bitmek bilmeyen bir hakikat arayışının o özgür rüzgarlarına bırakır.

Şüphecilik, gündelik dilde anlaşıldığı gibi her şeye paranoyakça yaklaşmak ya da hayata küsmek anlamına gelmez. Aksine, antik septikler için şüphe, ruha en derin huzuru (ataraxia) getiren asil bir araçtır. Onlar, insanların mutlak doğruyu bulduklarını iddia ettikleri an körleştiklerini ve bu iddialar yüzünden çatışmalara, hayal kırıklıklarına sürüklendiklerini fark ettiler. Çözüm ise oldukça samimi ve yalındı: Yargıyı askıya almak. Bir şeyin kesin olarak doğru ya da yanlış olduğunu iddia etmeyi bıraktığımızda, zihnimiz o dogmatik kavgaların gürültüsünden uzaklaşır ve dingin bir sakinliğe kavuşur. Bilemediğimizi dürüstçe itiraf etmek, insanı kibrin yükünden kurtaran muazzam bir hafifliktir.

Duyularımız bizi sık sık yanıltır; suya batırılan bir çubuğun kırık görünmesi ya da uzaktaki bir kulenin yuvarlak sanılması gibi basit gözlemler, dış dünya ile aramızdaki bağın ne kadar zayıf olduğunu yüzümüze vurur. Septisizm bu noktada derinleşerek sadece duyuları değil, insan aklının sınırlarını da sorgulamaya açar. Ortaya atılan her kanıtın başka bir kanıta ihtiyaç duyması, bizi bitmek bilmeyen bir döngünün içine sokar. Filozof Montaigne’in o ünlü “Ne biliyorum?” sorusunda somutlaşan bu felsefi duruş, bize hayatta mutlak siyahların ve beyazların olmadığını, her şeyin bir perspektif meselesi olduğunu hatırlatır.

Bugün her köşebaşından bir doğrunun fışkırdığı, sosyal medyanın ve modern dünyanın bizi sürekli bir tarafa ait olmaya, kesin hükümler vermeye zorladığı bir çağda yaşıyoruz. Herkesin her konuda tam bir uzman edasıyla konuştuğu bu gürültülü düzende, Septisizm adeta zihinsel bir detoks gibidir. Bize durmayı, hemen inanmamayı, sunulan bilgilerin arka planını süzgeçten geçirmeyi ve en önemlisi “Bilmiyorum” diyebilmenin o erdemli konforunu öğretir. Şüphe etmek, hayata karşı kör bir inanç beslemek yerine, gözleri tamamen açık bir şekilde, gerçeğin o uçsuz bucaksız ve gizemli doğasına saygı duyarak yürümektir.

Yorum yapın